Cancağızım…
Bazen gecenin sessizliğinde, herkes uyumuşken başını yastığa koyarsın ve içinden tarifsiz bir boşluk yükselir. Gün boyu koştun, konuştun, güldün, belki çok şey yaptın ama kalbinin bir köşesi hâlâ bomboş kalır. O boşluğu kimse göremez, kimse kolayca anlayamaz. İçindeki gürültüyü susturamazsın, çünkü gürültü dışarıdan değil, içeriden gelir.
Bazen kalabalıkların ortasında bile hissedersin onu. Dostlarınla masadasındır, sohbetler akar, kahkahalar yükselir ama senin kalbin sanki başka bir yerde bekler. İçinde bir susuzluk, anlatamadığın bir eksiklik vardır. Ve sonra kendi kendine sorarsın: “Neden böyle hissediyorum? Her şey yolunda görünürken içimde neden bu boşluk var?”
İşte cancağızım, bu his senin kalbinin açlığıdır. Kalp, sadece kan pompalayan bir organ değil; ruhun aynasıdır. Ve ruh, Rabbini unutunca susuz kalır. İnsan her şeyiyle doymuş görünür ama kalbinin gıdası iman değilse, derin bir açlık baş gösterir. Ne sahip oldukların, ne insanlar, ne başarılar o boşluğu kapatabilir. Çünkü o boşluk sadece Allah’la dolar.
Bir genç sosyal medyada saatlerce vakit geçirir, binlerce insana bakar, kıyas yapar ve sonunda kendi hayatını değersiz hisseder. Oysa bu değersizlik duygusu, iman zayıflığının yansımasıdır. Çünkü iman güçlü olduğunda, kalp bilir ki gerçek değer başkalarının onayında değil, Yaradan’ın nazarındadır.
Bir başka örnek de kaygıdandır: Bir insan geleceği düşünürken uyuyamaz hale gelir. “Ya işimi kaybedersem, ya hastalanırsam, ya sevdiklerimi yitirirsem…” Kaygılar zihnini kemirir. Evet, kaygı insana verilmiş doğal bir duygudur, insanı tedbir almaya yöneltir. Ama iman zayıfladığında bu duygu kontrolden çıkar; kişiyi felç eder. İman güçlü olduğunda ise insan aynı soruları sorar ama ardından der ki: “Benim Rabbim var, O’na teslimim.” İşte bu teslimiyet, kaygıyı sükûnete çevirir.
Bir başka örnek de anlamsızlık hissidir. İnsan başarıdan başarıya koşar, yeni şeyler edinir, fakat birkaç gün içinde o heyecan solar. Hep daha fazlasını ister ama içindeki boşluk yine kapanmaz. Çünkü kalbin açlığı, maddî şeylerle doymaz. İman güçlü olduğunda ise kişi yaptığı işte, kurduğu ilişkide, attığı adımda “Ben Rabbimin rızası için yaşıyorum” diyebilir. O zaman hayat sıradanlıktan çıkar, anlamla dolar.
Cancağızım, bütün bu örnekler bize şunu gösteriyor: İçsel boşluk, kaygı, değersizlik, anlamsızlık… Bunların hepsi kalbin Allah’la bağının zayıflamasının işaretleridir. Çünkü iman kalbin gıdasıdır. Kalp imanla beslendiğinde güçlenir, imanla beslendiğinde huzur bulur.
Peki imanı nasıl güçlendiririz? Öncelikle fark ederek. Kalbin aç olduğunu kabul ederek. Sonra tövbeyle temizlenerek. Çünkü günahlar kalbin pasıdır. Tövbe bu pası siler. Zikirle hatırlayarak. Çünkü zikir, kalbi diri tutar. Namazla bağ kurarak. Çünkü namaz, insanı her gün beş defa Rabbiyle buluşturur. İman böyle canlı tutulur.
Unutma cancağızım: O boşluğu hissediyorsan, bu senin hasta olduğunun değil, hâlâ arayışta olduğunun göstergesidir. Çünkü ölü kalp hiçbir şey hissetmez. Hisseden kalp ise sahibini arar. Ve sahibini bulduğunda huzura kavuşur.
🤲🏻 Allah’ım…
Bizi boşluklarımızla baş başa bırakma.
Kalplerimizi kendi nurunla doldur.
Bizi başkalarının gözünde değer aramaktan kurtar, değerimizi Senin katında bilenlerden eyle.
Kaygılarımızı teslimiyetle, yalnızlığımızı Senin yakınlığınla, karanlıklarımızı Senin rahmetinle aydınlat.
Ve bizi, kalbini Sahibini bulanlardan eyle.