”Sahiplik Vehmi”

Kalp, Rabbimizin mülküdür. Göğsünde çarptığı için “benimdir” sandın. Oysa o sana ait değil; sen sadece bir emanet taşıyıcısısın. Her nefesin, her atışın, sana verilen bir ölçü, bir sınavdır. İnsan çoğu kez kendi varlığını sahiplik zanneder; kalbini, aklını, duygularını, hatta evladını ve malını. Oysa hepsi Rabbinden gelen birer imtihan vesilesidir. Sen sahiplenmek istedikçe yanılırsın, çünkü sahiplik sandıkların aslında sana verilmiş sınav kâğıtlarıdır.

Kader, Allah’ın küllî iradesinde yazılıdır. Sen küçük aklınla planlar yapar, hesaplar kurar, “benim tercihime bağlı” dersin. Evladına tutunursun, Allah seni ondan sınar. Malına bağlanırsın, ya azalır ya da seni yanlış yola sürükler. Eşine, dostuna güvenirsin; bir gün o dost gider, eş sınav olur. İşte bütün bunlar senin “benim” diyerek sarıldıkların değil, sana sorulmuş imtihan sorularıdır. İnsan yanılgıya düşer; kendini malik zanneder. Oysa senin olan hiçbir şey yok. Sen, sana verilmiş ölçülerle denenmektesin.

Kalbin bazen bir öneri getirir. Nefs onu süsler, akıl “işte budur” der. Fakat bil ki, Allah dilemedikçe senin dilemen de olmaz. İrade verilmiştir insana, ama bu irade sınırsız değildir. Çizilmiş bir kader defteri vardır ve sen onun içindesin. Sen o defteri yazan değil, defterin içinde yürüyen bir yolcusun. Bu yüzden sahiplik vehmine kapıldıkça yanılırsın; emanet bilincine sarıldıkça huzur bulursun.

İnsan kalbini, malını, evladını, sevdiklerini sahiplik gibi gördükçe bağlandığı şeye esir olur. Ama onları emanet görüp, her an sahibine döndürülecek bir yük gibi taşıdığında özgürleşir. Çünkü bilir ki ne mal kalıcıdır, ne evlat, ne dost, ne eş. Hepsi Allah’ın dilediği şekilde var olur, O’nun dilediği vakitte alınır.

Kalbine düşen sevgiyi bile sahiplenme. Çünkü o sevgi de bir emanettir. Evladına duyduğun şefkat, eşine bağlandığın muhabbet, dostuna gösterdiğin sadakat… Bunların hepsi sana yüklenmiş bir sorumluluk, verilmiş bir ölçüdür. Eğer sen onları Allah adına taşırsan, o sevgi seni özgürleştirir. Ama “benim” diye sarılırsan, o sevgi seni yanıltır, kalbini esir alır.

Unutma: Emanetçi olmak, yükümlülük değil, aslında bir şereftir. Rabbimiz seni emanetçi kılarak, kalbini kendi mülkünden bir nefesle şereflendirmiştir. O kalbin atışını, o nefesin gelişini sahiplik sanma; onlar sana verilmiş geçici bir mühlet, geçici bir hediyedir. Bir gün geri alınacak, bir gün sahibine iade edilecektir.

Gerçek huzur, sahiplik vehminden kurtulmakta gizlidir. İnsan, “benim” dediği her şeyde imtihan olur. Ama “emanettir” diyebildiği her şeyde Allah’a yaklaşır. Çünkü emanetçi, emaneti sahibine teslim etme bilinciyle yaşar. Kalbini, malını, evladını, dostunu, hatta kendi nefesini bile sahibine bırakabilendir.Yazılarım

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir